Geçtiğimiz haftasonu mezun olduğum liseye gittim 4 sene sonra ziyarete. O an durdum ve ömrümün nasıl geçtiğini düşündüm içli içli.Öyle bir geçmiş ki zaman, gözlerim doldu gene yad ettikçe. Yaşlandığını fark etmek zaman geçtikçe koymaya başlıyor bünyeye.
Her çağın kendine has güzelliği var elbet, fakat o zamanlardaki o kafalar çok daha renkli, çok daha coşkulu, çok daha sınırsız, çok daha parlak...Bambaşkadır abi o gençlik kafası, gerçekten bambaşka. Şimdiki hayallerini bile hayatın gerçeklerini içerisine dahil ederek kurguluyorsun. O gerçekler süzgecine bi takıladursun kurduğun hayaller, yok abi kafan rahat etmiyor. Hayallerimizde bile o eski huzuru bırakmadı insanlar.
Elbet malum zaman gelecek, biz de hayatta kalmak için elimizden gelen gayreti ardımıza koymadan o yaşam mücadelesine girişeceğiz. Fakat o noktaya gelemeden başkaları tarafından kurulan baskılar, vurulan hayali prangalar yıpratıyor insanları psikolojik olarak ister istemez. Evde ailen, okulunda arkadaşların ve hocaların, işyerinde patronun, dışarıda başkaları. Ne kadar görmezden gelirsen gel bir yerden vuruyor bünyene, yıpratıyor zihnini yavaş yavaş...
Ben pasif içiciliğe benzetiyorum bu durumu. Sigarayı zerre ağzına almamışsındır, fakat etrafında içen o kadar çok insan var ki yıllar sonra göğsündeki bir ağrıyla doktora başvurduğunda öğrenmişsindir ki akciğer kanserisin. O yüzden gençlik zamanlarına daha ayrı bir gözle bakarım. Çünkü gençlik zamanlarım, benim yegane dumansız hava sahalarımdı...